12 Eylül´de Neler Olmuştu?

12 Eylül´de Neler Olmuştu?

12 Eylül´de neler oldu? Bugün 12 Eylülve yıllar önce yaşanılan o darbe bazılarının akıllarında dün gibi kaldı. 12 Eylül´de neler olmuştu. Bir gece yapılan darbe sonrasında ülke büyük bur kaosa girdi ve yüzlerce kişi hayatını kaybetti. 12 Eylül darbesinde

Kenan Evren ´in öldü. 80´li yılların en karanlık dönemlerinin yaşandığı darbe olayı hafızalara kazındı. TRT ´de Kenan Evren´in açıkladığı o 12 Eylül Darbesi kulaklarda çınladı. Peki 12 Eylül darbesi nasıl oldu? Kenan Evren´in 12 Eylül darbe açıklaması.. İşte o karanlık günlere ait acı gerçekler.

12 Eylül 1980 tarihinde yapılan askeri darbe ile ülke yönetimine el konulması ve Türkiye´deki bütün özgürlükler askıya alınmasından sonra yasama ve yürütme yetkilerini kullanmak üzere Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren´in liderliğinde, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Sedat Celasun´dan oluşan Milli Güvenlik Konseyi (MGK) kuruldu.

Evren bu dönemde, MGK ve Genelkurmay başkanlığının yanı sıra devlet başkanlığını da üstlendi. MGK başkanı imzasıyla yayımladığı bildiride, Türkiye´nin iç ve dış düşmanlarının tahriki içinde olduğunu, devletin başlıca organlarının işlemez duruma getirildiğini, siyasal partilerin kısır çekişmeler içinde bulunduğunu, ülkenin savaş eşiğine getirildiğini belirtiyordu. TBMM ve hükümeti feshetti, bütün ülkede sıkıyönetim ilan etti. 20 Eylül´de Deniz Kuvvetleri eski komutanı emekli oramiral Bülent Ulusu´ya hükümeti kurma görevi verdi. Devlet başkanı olarak yurt gezilerine çıkarak 12 Eylül Darbesinin amaçlarını halka anlattı. 12 Eylül Darbesinin birinci yıl dönümünde Danışma Meclisi´nin toplanacağını açıkladı. Üyeleri MGK tarafından seçilen Danışma Meclisi´nce hazırlanan ve MGK´ce denetlenen anayasanın kabul edilmesi için yoğun bir propaganda kampanyası yürüttü. 1982 Anayasası, 7 Kasım 1982 tarihinde yapılan referandumda yüzde 91.37´lik ´evet´ oyuyla kabul edildi. Evren, yeni anayasanın 1. geçici maddesi uyarınca, yedi yıllık bir süre için, Türkiye´nin 7. cumhurbaşkanı sıfatını kazandı. MGK ve Genelkurmay başkanlığını da sürdürdü.

Darbenin dış bağlantısı

Darbenin yapılmasının ardından CIA Ankara Bürosu Şefi Paul Henze, Washington´daki Beyaz Saray´dan bir telefon alacak ve “Paul, senin çocuklar başardı” denecektir. Kenan Evren´in bu dönemde NATO içerisinde gizli bir örgütlenme olan stay-behind kontrgerilla ordusunun başında bulunduğu iddia edilmektedir.

12 Eylül Darbesiyle başlayan dönemde demokrasiden uzaklaşılması Avrupa ülkelerinde tepkiyle karşılandı. Buna karşın Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile ilişkilerde yakınlaşma oldu. Yunanistan´ın NATO´nun askeri kanadına dönmesi için kolaylık gösterildi. Özellikle Orta Doğu ülkeleriyle yakınlaşma başladı.

1 Temmuz 1983´te Genelkurmay başkanlığı görevini Kara Kuvvetleri komutanı Nurettin Ersin´e devrederek askerlikten emekliye ayrıldı. 4 Kasım 1983´te seçimlere iki gün kala TRT´de üstü kapalı bir biçimde Anavatan Partisi (ANAP) lideri Turgut Özal´ı eleştiren bir konuşma yaptı. Ancak Evren, bazı çevrelerce bu hareketiyle askeri yönetimin güdümünde gösterilen ve giderek zayıflayan Milliyetçi Demokrasi Partisi´nin (MDP) oylarını artırmaktan çok askeri yönetime duyulan tepkiyle Turgut Özal´ın oylarını artırmayı hedeflemişti.

Milli Güvenlik Konseyi´nin varlığı, 6 Kasım 1983´deki genel seçimlerin ardından, TBMM Başkanlık Divanı´nın oluştuğu 7 Aralık 1983´te sona erdi.

Kenan Evren devlet başkanlığı ve Cumhurbaşkanlığı sırasında yurt içinde ve dışında birçok gezintiye çıktı. Evren ile Pakistan devlet başkanı Ziya ül Hak arasında karşılıklı ziyaretlerle pekiştirilen büyük bir dostluk kuruldu. Eylül 1982´de bir Uzakdoğu gezisine çıkan Evren, Bangladeş, Pakistan, Güney Kore, Çin ve Endonezya´yı ziyaret etti. Bu ülkelerle Türkiye arasındaki ilişkilerin gelişmesinde önemli bir adım atılmış oldu. Ocak 1984´te toplanan IV. İslam Zirve Konferansı´na Türkiye ilk kez cumhurbaşkanı düzeyinde katıldı. Evren konferans başkan yardımcısı seçildi. İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Ekonomik ve Ticari İşbirliği Komitesi başkanı olarak, İslam ülkeleri arasında ekonomik bağların güçlendirilmesini, alınan kararların bir an önce uygulanmaya konmasını istedi (15 Kasım 1984). V. İslam Zirve Konferansı´na katılan Evren, konferansın sonuç bildirisinde, Kıbrıs Türkleri ve Bulgaristan´daki Türk azınlığın durumu gibi konulara yer verilmesinde etkin rol oynadı (30 Ocak 1987)

1983 Seçimlerinde iktidara gelen ANAP´ın lideri Turgut Özal ile genelde uyum içinde çalıştı. 9 Kasım 1989´da Cumhurbaşkanlığı görevi sona eren Evren, yerini Turgut Özal´a bıraktı.

1990´da Atatürk Uluslararası Barış Ödülü´ne layık görüldü. Kasım 1990-Eylül 1991 arasında, Kenan Evren´in Anıları adıyla 6 ciltten oluşan otobiyografisi yayımlandı.

Kenen Evren, 3 Kasım 1984´te muş´a yaptığı gezide, 16 yaşındaki Erdal Eren´in idam edilmesi hakkında:

Şimdi ben; bunu yakaladıktan sonra mahkemeye vereceğim ve ondan sonra da idam etmeyeceğim, ömür boyu ona bakacağım!.. Bu Vatan için kanını akıtan, bu Mehmetçiklere silah çeken o haini ben senelerce besleyeceğim. Buna siz razı olur musunuz?” diyecektir.

Yargı süreci

2000 yılında Adana savcısı Sacit Kayasu Kenan Evren hakkında iddianame hazırladı. Fakat, Kayasu´nun iddianamesi kabul edilmedi. Kayasu ilk olarak, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından kınama cezası aldı. Daha sonra Yargıtay tarafından "görevi kötüye kullanmak" ve "askeri kuvvetleri tahkir ve tezyif" suçundan mahkum edilen Kayasu´yu Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu meslekten ihraç etti. Avukatlık yapma hakkı dahi elinden alınan Kayasu, ihraç kararı üzerine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi´nde dava açtı. 2008´de sona eren davada "ifade özgürlüğünü kısıtladığı" için Türkiye 41 bin avro tazminata mahkum edildi.

 

12 Eylül 2010 tarihinde yapılan referandumda anayasa değişikliklerinin kabul edilmesiyle 12 Eylül Darbesinin sorumlularının yargılanmasını engelleyen Anayasa´nın "geçici 15. madde"si yürürlükten kaldırıldı.

13 Eylül 2010 tarihinde Eşitlik ve Demokrasi Partisi (EDP) İzmir İl Yönetimi Kenan Evren hakkında "darbe yapmak, anayasa değiştirmek, hükümeti yıkmak, sistemli bir şekilde planlayarak ve tasarlayarak adam öldürmek, kasten yaralamak, işkence yapmak, eziyet etmek, hürriyetten yoksun bırakmak ve cinsel saldırıda bulunmak" gibi suçlardan suç duyurusunda bulundu.

Bunun yanı sıra Ankara, İstanbul ve Bursa gibi Türkiye´nin değişik illerinde de 2010 Anayasa değişikliği referandumundan “evet” çıkmasının ardından Anayasa´nın Geçici 15. Madde´sinin yürürlükten kaldırılması ve 12 Eylül 1980 darbesini yapanlara yargı yolunun açılması üzerine savcılıklara suç duyurusuna başlandı.

Suç duyurularının ardından 8 Nisan 2011´de Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı. Soruşturma kapsamında Kenan Evren ve hayatta kalan tek MGK Üyesi olan Tahsin Şahinkaya´nın ifadesi alındı. Ocak 2012´de tamamlanan soruşturma sonucunda hazırlanan iddianamede, dönemin Genelkurmay Başkanı, 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren ile dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Emekli Orgeneral Tahsin Şahinkaya´nın "şüpheli" olarak yer aldı. İddianamede, Evren ve Şahinkaya´nın, 765 sayılı TCK´nın "Devlet Kuvvetleri Aleyhinde Cürümler"e ilişkin 146. maddesi ile 80. maddesi uyarınca "ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına" çarptırılmaları istendi.

İddianame, 10 Ocak 2012´de Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesin tarafından kabul edildi. ve 4 Nisan 2012´de 12 Eylül 1980 tarihinde gerçekleştirilen askeri darbenin sorumlularının yargılanmalarına başlandı.

22 Ağustos 2012´de Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından 12 Eylül Davası´nın görüldüğü Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi´ne gönderilen raporda, sanık Kenan Evren´in duruşmaya katılmasının "tıbbi açıdan uygun olmadığı" bildirildi. Bunun üzerine Mahkeme, Dava´nın sanıkları Evren ve Şahinkaya´nın savunmalarının, sesli ve görüntülü iletişim teknolojisiyle alınmasına karar verirken, sanıkların mal varlıklarına tedbir konulması yönündeki talebi reddetti. Evren tedavi gördüğü Ankara GATA´daki odasında kurulan kamera ve ses sistemi ile mahkemeye katıldı. 12 Eylül darbesi. 12 Eylül darbesinde neler oldu?

13 Şubat 2013´te, Kenan Evren ile Tahsin Şahinkaya haklarında açılan 12 Eylül dönemine ilişkin dava nedeniyle haklarının ihlal edildiği ileri sürerek Anayasa Mahkemesi´ne başvurdular. 25 Ekim 2013´te Cumhuriyet Savcısı Selçuk Kocaman, 12. Ağır Ceza Mahkemesine verdiği 18 sayfalık esas hakkındaki görüşte, Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya´nın, TCK´nın "devlet kuvvetleri aleyhine cürümler" başlıklı 146. maddesi uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmasını ve rütbelerinin sökülmesini istedi.

Darbenin gerekçeleri

Siyasi iktidarsızlık

12 Eylül 1980 askerî darbesinin gerekçeleri arasında ülkede yaygınlaşan siyasi cinayetler, ve 6 Eylül günü Konya´da Necmettin Erbakan önderliğinde yapılan ve darbe liderlerinin şerîat amaçlı bir kalkışma girişimi olarak nitelediği Kudüs Mitingi gösterildi. Konya mitingi olarak da bilinen bu mitingde topluluk İstiklal Marşı sırasında yerlere oturmuş ve İstiklal Marşını yuhalamıştır. Miting sırasında sürekli şeriat çağrısı yapılmış, miting devleti protestoya dönüşmüştür. Türkiye Büyük Millet Meclisi, 22 Mart 1980´de ilk turunu yaptığı Cumhurbaşkanlığı seçimini, 114 tur oylama yaptığı halde darbe gününe kadar sonuçlandıramayarak, halkta demokratik yollarla ülkenin düzlüğe çıkamayacağı inancına yol açtı.

Ekonomik sebepler

12 Eylül öncesi dönemin son Başbakanı Süleyman Demirel´in "70 sente muhtacız" sözü ile özetlenen dış ticaret açığındaki artış ve döviz darboğazı; işsizlik, kıtlık ve işyeri anlaşmazlıkları ile beraber ekonomik sebepleri oluşturur.

Aynı zamanda 1980´lere doğru tüm dünyada neoliberal bir ekonomik dönüşüm yaşanmaktaydı. Neoliberal reformları uygulayabilmek için toplumsal muhalefetin olmaması ve baskı ortamı gerekliydi. Amerika Birleşik Devletleri neoliberal politikaları hızlandırabilmek için dünyanın çeşitli ülkelerinde sağ hükümetleri işbaşına geçirmek için askerî darbeleri desteklemekteydi. O dönemde Türkiye´de yükselen bir toplumsal muhalefet özellikle işçi ve öğrenci hareketleriyle kendini göstermekteydi. Fabrikalarda grevler artmıştı.

Güvenlik sorunları

12 Eylül öncesi ülkede ciddi bir güvenlik sorunu da vardı. Üniversiteler değişik siyasi görüşler tarafından art arda basılır ve öğrencilerin üniversiteyi boykot etmeleri için baskı uygulardı. Darbe gününden bir gün önceki gazeteler Eskişehir´de kahvenin tarandığını ve bir kişinin öldüğünü, Ankara´da ev basan teröristlerin 2 kişiyi öldürdüğünü, Mersin´de sinema kuyruğunun tarandığını ve 4 kişinin öldüğünü, İstanbul, Gaziantep ve Malatya´da 1´er kişinin öldürüldüğünü yazar.

Dış siyaset etkenleri

NATO güney kanadının en önemli üyelerinden olan Türkiye´nin siyasi ve ekonomik iktidarsızlığı özellikle ABD tarafından gözleniyordu. 1979 yılında meydana gelen İran İslam Devrimi, ardından aynı yıl içinde Sovyetler Birliği´nin Afganistan´ı işgal etmesi üzerine Türkiye´nin ABD politikaları için istikrarlı hale gelmesi önem kazandı.

11 Temmuz 1978´de Bedrettin Cömert Ankara´da,1 Şubat 1979´da Abdi İpekçi İstanbul Teşvikiye´de, 10 Eylül´de Türkiye İşçi Partisi Adana eski il başkanı Ceyhun Can yazıhanesinde, Çukurova Üniversitesi Rektör Vekili Fikret Ünsal evinin önünde, 19 Eylül´de Malatya Ülkü Ocakları eski başkanı Mürsel Karataş İstanbul Sultanahmet´te, 28 Eylül´de Adana Emniyet Müdürü Cevat Yurdakul , 19 Kasım´da eski Adalet Partisi İstanbul milletvekili İlhan Egemen Darendelioğlu İstanbul Beyazıt´ta, 20 Kasım´da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcısı Ümit Doğançay İstanbul Etiler Profesörler Sitesi´nde, 3 Aralık 1979´da, Fedai Dergisi sahibi yazar Kemal Fedai Coşkuner İzmir Agora semtinde, 7 Aralık´ta İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğretim üyelerinden Cavit Orhan Tütengil İstanbul Levent´te, 11 Nisan 1980´de TRT İstanbul Radyosu prodüktörlerinden Ümit Kaftancıoğlu, 27 Mayıs 1980´de Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak Ankara´da, 24 Haziran 1980´de Milliyetçi Hareket Partisi Gaziosmanpaşa İlçe Başkanı Ali Rıza Altınok evinde eşi ve kızıyla birlikte, 15 Temmuz 1980´de Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul milletvekili Abdurrahman Köksaloğlu Şişli´deki işyerinde, 19 Temmuz 1980´de Eski Başbakan Nihat Erim İstanbul´da Dragos Deniz Kulübü´nden çıkarken, 22 Temmuz 1980´de DİSK ve Maden-İş Sandikası genel Başkanı Kemal Türkler İstanbul Merter semtinde silahlı saldırı sonucu öldürülmüştür.

22 Aralık 1977´de Bülent Ecevit, İstanbul Florya semtinde bulunan Güneş Moteli´nde daha sonra 11´ler olarak anılacak Adalet Partisinden ayrılan bağımsız milletvekillerden Enver Akova, Ali Rıza Septioğlu, Mustafa Kılıç, Şerafettin Elçi, Mete Tan, Tuncay Mataracı, Güneş Öngüt, Orhan Alp, Ahmet Karaaslan, Hilmi İşgüzar, Oğuz Atalay ile görüşmüş ve yeni kurulacak hükûmette bakanlık koltuğu karşılığında Demirel hükûmeti aleyhindeki gensoruyu desteklemeleri konusunda anlaşmıştı. 31 Aralık´ta II. Milliyetçi Cephesi hükûmeti düşürülmüş ve 5 Ocak 1978´de 229 güven oyunu sağlayan Ecevit III. Ecevit hükûmetini kurmuştur. Bakanlık koltuğunu istemeyen Oğuz Atalay dışındaki 10 kişiye bakanlık verilmiştir. Adalet Partisi bu duruma "Bir oya bir bakanlık" diyerek eleştirmiş ve bu hükûmet "Motel hükûmeti" olarak anılmıştır. Demirel bu hükûmetin gayrimeşru olduğunu iddia ederek Ecevit´e başbakan demeden "hükûmetin başı" olarak hitap etmiştir.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren ve Kuvvet Komutanları tarafından oluşturulan askerî yönetim Milli Güvenlik Konseyi adı altında 1983 genel seçimine kadar Türkiye´ye ilişkin tüm kritik kararları aldı.

"Asmayalım da besleyelim mi?"

Darbeden sonra ilk idamlar 9 Ekim 1980 tarihinde gerçekleşmiştir. İlk olarak sol görüşlü Necdet Adalı, ardından ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu idam edilmiştir. 19 Mart 1980 tarihinde idama mahkûm edilen Erdal Eren, idam kararı Yargıtay tarafından iki kere iptal edilmiş olmasına rağmen, Milli Güvenlik Konseyi tarafından onaylanan kararla 13 Aralık 1980´de Ankara Merkez Ulucanlar Cezaevi´nde idam edilmiştir.Kenan Evren, 3 Ekim 1984´deki Muş gezisi sırasında yaptığı konuşmada Erdal Eren´in idamına ilişkin şunları söylemiştir:

"Şimdi ben, bunu yakaladıktan sonra mahkemeye vereceğim ve ondan sonra da idam etmeyeceğim, ömür boyu ona bakacağım. Bu vatan için kanını akıtan bu Mehmetçiklere silah çeken o haini ben senelerce besleyeceğim. Buna siz razı olur musunuz?"

Sonuç olarak:

1 milyon 683 bin kişi fişlendi.

Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.

7 bin kişi için idam cezası istendi.

517 kişiye idam cezası verildi.

Haklarında idam cezası verilenlerden 50´si asıldı (26 siyasi suçlu, 23 adli suçlu, 1´i Asala militanı).

İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis´e gönderildi.

71 bin kişi TCK´nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı.

98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı.

388 bin kişiye pasaport verilmedi.

30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı.

14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.

30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti.

300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.

171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi.

937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı.

23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu.

3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.

400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.

Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

31 gazeteci cezaevine girdi.

300 gazeteci saldırıya uğradı.

3 gazeteci silahla öldürüldü.

Gazeteler 300 gün yayın yapamadı.

13 büyük gazete için 303 dava açıldı.

39 ton gazete ve dergi imha edildi.

Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi.

144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.

14 kişi açlık grevinde öldü.

16 kişi -kaçarken- vuruldu.

95 kişi -çatışmada- öldü.

73 kişiye -doğal ölüm raporu- verildi.

43 kişinin -intihar ettiği- bildirildi.